الحِزْبُ السَّابِع
1
وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ مَنْ سَبَّحَكَ وَقَدَّسَكَ، وَسَجَدَ لَكَ وَعَظَّمَكَ، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ كُلِّ سَنَةٍ خَلَقْتَهُمْ فِيهَا، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ السَّحَابِ الجَارِيَةِ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ الرِّيَاحِ الذَّارِيةِ، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ مَا هَبَّتِ الرِّيَاحُ عَلَيْهِ، وَحَرَّكَتْهُ مِنَ الأَغْصَانِ وَالأَشْجَارِ، وَالأَوْرَاقِ وَالثِّمَارِ وَالأَزْهَارِ، وَعَدَدَ مَا خَلَقْتَ عَلَى قَرَارِ أَرْضِكَ وَمَا بَيْنَ سَمَاوَاتِكَ، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ أَمْوَاجِ بِحَارِكَ، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ الرَّمْلِ وَالحَصَى وَكُلِّ حَجَرٍ وَمَدَرٍ خَلَقْتَهُ فِي مَشَارِقِ الأَرْضِ وَمَغَارِبِهَا، سَهْلِهَا وَجِبَالِهَا وَأَوْدِيَتِهَا، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ نَبَاتِ الأَرْضِ فِي قِبْلَتِهَا وَجَوْفِهَا، وَشَرْقِهَا وَغَرْبِهَا، وَسَهْلِهَا وَجِبَالِهَا، مِنْ شَجَرٍ وَثَمَرٍ وَأَوْرَاقٍ وَزَرْعٍ وَجَمِيعِ مَا أَخْرَجَتْ، وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا مِنْ نَبَاتِهَا وَبَرَكَاتِهَا مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ مَا خَلَقْتَ مِنَ الإِنْسِ وَالجِنِّ وَالشَّيَاطِينِ، وَمَا أَنْتَ خَالِقُهُ مِنْهُمْ إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ كُلِّ شَعْرَةٍ فِي أَبْدَانِهِمْ وَوُجُوهِهِمْ وَعَلَى رُؤُوسِهِمْ، مُنْذُ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ أَنْفَاسِهِمْ وَأَلْفَاظِهِمْ وَأَلْحَاظِهِمْ، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ طَيَرَانِ الجِنِّ وَخَفَقَانِ الإِنْسِ، مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ كُلِّ بَهِيمَةٍ خَلَقْتَهَا عَلَى أَرْضِكَ صَغِيرَةً وَكَبِيرَةً، فِي مَشَارِقِ الأَرْضِ وَمَغَارِبِهَا، مِمَّا عُلِمَ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُ عِلْمَهُ إِلَّا أَنْتَ مِنْ يَوْمِ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ مَنْ صَلَّى عَلَيْهِ، وَعَدَدَ مَنْ لَمْ يُصَلِّ عَلَيْهِ، وَعَدَدَ مَنْ يُصَلِّي عَلَيْهِ إِلَى يَوْمِ القِيَامَةِ فِي كُلِّ يَوْمٍ أَلْفَ مَرَّةٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ الأَحْيَاءِ وَالأَمْوَاتِ، وَعَدَدَ مَا خَلَقْتَ مِنْ حِيتَانٍ وَطَيْرٍ وَنَمْلٍ وَنَحْلٍ وَحَشَرَاتٍ، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ فِي اللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ فِي الآخِرَةِ وَالأُولَى، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ مُنْذُ كَانَ فِي المَهْدِ صَبِيًّا، إِلَى أَنْ صَارَ كَهْلًا مَهْدِيًّا، فَقَبَضْتَهُ إِلَيْكَ عَدْلًا مَرْضِيًّا، لِتَبْعَثَهُ شَفِيعًا، وَأَنْ تُصَلِّيَ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَدَدَ خَلْقِكَ وَرِضَي نَفْسِكَ وَزِنَةَ عَرْشِكَ وَمِدَادَ كَلِمَاتِكَ، وَأَنْ تُعْطِيَهُ الوَسِيلَةَ وَالفَضِيلَةَ، وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ، وَالحَوْضَ المَوْرُودَ، وَالمَقَامَ المَحْمُودَ، وَالعِزَّ المَمْدُودَ، وَأَنْ تُعَظِّمَ بُرْهَانَهُ، وَأَنْ تُشَرِّفَ بُنْيَانَهُ، وَأَنْ تَرْفَعَ مَكَانَهُ، وَأَنْ تَسْتَعْمِلَنَا يَا مَوْلَانَا بِسُنَّتِهِ، وَأَنْ تُمِيتَنَا عَلَى مِلَّتِهِ، وَأَنْ تَحْشُرَنَا فِي زُمْرَتِهِ، وَتَحْتَ لِوَائِهِ، وَأَنْ تَجْعَلَنَا مِنْ رُفَقَائِهِ، وَأَنْ تُورِدَنَا حَوْضَهُ، وَأَن تَسْقِيَنَا بِكَأْسِهِ، وَأَنْ تَنْفَعَنَا بِمَحَبَّتِهِ، وَأَنْ تَتُوبَ عَلَيْنَا، وَأَنْ تُعَافِيَنَا مِنْ جَمِيعِ البَلَاءِ وَالبَلْوَاءِ وَالفِتَنِ، مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ، وَأَنْ تَرْحَمَنَا، وَأَنْ تَعْفُوَ عَنَّا وَتَغْفِرَ لَنَا، وَلِجَمِيعِ المُؤْمِنِينَ وَالمُؤْمِنَاتِ، وَالمُسْلِمِينَ وَالمُسْلِمَاتِ، الأَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَالأَمْوَاتِ، وَالحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ، وَهُوَ حَسْبِي وَنِعْمَ الوَكِيلُ، وَلا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ العَلِيِّ العَظِيمِ.
Dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar, seni tesbih edenlerin, seni takdis edenlerin, sana secde edenlerin ve seni yüceltenlerin sayısınca, her biri için biner defa ona ve âline salât etmeni; dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar, onları yarattığın her bir sene adedince, her biri için biner defa ona ve âline salât etmeni; akıp giden bulutların sayısınca; esip savuran rüzgârların sayısınca, dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; rüzgârların üzerine estiği ve dallardan, ağaçlardan, yapraklardan, meyvelerden ve çiçeklerden hareket ettirdiği şeyler adedince; yerin derinliklerinde ve göklerinin arasında yarattıklarının adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; denizlerinin dalgaları adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; yeryüzünün doğularında ve batılarında, ovalarında, dağlarında ve vadilerinde yarattığın kum, çakıl, taş ve toprak parçaları adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; yeryüzünün her yönünde, derinliklerinde, doğu ve batısında, ovalarında ve dağlarında biten bitkiler, ağaçlar, meyveler, yapraklar, ekinler ve orada biten ve bitecek her şey adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamet gününe kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; yarattığın ve kıyamete kadar yaratacağın insanlar, cinler ve şeytanlar adedince, her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; dünyayı yarattığından kıyamete kadar onların bedenlerindeki, yüzlerindeki ve başlarındaki her saç ve tüy adedince, her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; onların nefesleri, sözleri ve bakışları adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamete kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; cinlerin uçuşları ve insanların kanat çırpışları adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamete kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; bilinen ve yalnız senin bildiğin, yeryüzünün doğularında ve batılarında, küçük veya büyük yarattığın her canlı adedince, dünyayı yarattığın günden kıyamete kadar her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; ona daha önce salât edenlerin, etmeyenlerin ve kıyamete kadar salât edeceklerin sayısınca her gün bin defa ona ve âline salât etmeni; diriler ve ölüler, balıklar, kuşlar, karıncalar, arılar ve böcekler adedince ona ve âline salât etmeni; karanlığı çöktüğünde gece içinde ve aydınlandığında gündüz içinde; ahirette ve dünyada; beşikte çocukken, hidayete ermiş bir olgunluk çağına gelinceye ve seni razı edecek adil bir şekilde canını alıncaya kadar, onu şefaatçi olarak göndermek üzere ona ve âline salât etmeni; yarattıklarının sayısınca, rızanınca, arşının ağırlığınca ve kelimelerinin mürekkebi kadar ona ve âline salât etmeni; ona vesileyi, fazileti, yüce dereceyi, Kevser havuzunu, Makâm-ı Mahmûd'u ve uzanıp giden izzeti ihsân etmeni; delilini yüceltmeni, makamını şereflendirmeni, yerini yükseltmeni; ey Mevlâmız! bizi onun sünnetiyle amel ettirmeni, onun dini üzere bizi vefat ettirmeni, onun zümresi ve sancağı altında bizi haşretmeni, bizi onun arkadaşları arasına katmanı, bizi onun havzına ulaştırmanı, bize onun kadehinden içirmeni, bizi onun muhabbetiyle nasiplandırmanı; tövbemizi kabul etmeni; bütün açık ve gizli bela, musibet ve fitnelerden bize afiyet vermeni; bize merhamet etmeni; bizi, bütün mümin erkekleri ve mümin kadınları, müslüman erkekleri ve müslüman kadınları -hayatta olanları ve vefat etmiş olanları- affedip bağışlamanı istiyorum. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur; O bana yeter, ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah'a aittir.
2
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مَا سَجَعَتِ الحَمَائِمُ، وَحَمَتِ الحَوَائِمُ، وَسَرَحَتِ البَهَائِمُ، وَنَفَعَتِ التَّمَائِمُ، وَشُدَّتِ العَمَائِمُ، وَنَمَتِ النَّوَائِمُ.
Allahım! Güvercinler öttükçe, susamış kuşlar suyun etrafında döndükçe, hayvanlar otlaklarda yayıldıkça, koruyucu dualar (şifalar) fayda verdikçe, sarıklar bağlandıkça ve uyuyanlar uykuya daldıkça Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in âline salât eyle.
3
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مَا أَبْلَجَ الإِصْبَاحُ، وَهَبَّتِ الرِّيَاحُ، وَدَبَّتِ الأَشْبَاحُ، وَتَعَاقَبَ الغُدُوُّ وَالرَّوَاحُ، وَتُقُلِّدَتِ الصِّفَاحُ، وَاعْتُقِلَتِ الرِّمَاحُ، وَصَحَّتِ الأَجْسَادُ وَالأَرْوَاحُ.
Allahım! Sabahlar aydınlanıp ağardıkça, rüzgârlar estikçe, canlılar yeryüzünde hareket ettikçe, sabah ve akşam birbiri ardınca peş peşe geldikçe, kılıçlar kuşanıldıkça, mızraklar elde tutuldukça, bedenler ve ruhlar sıhhat buldukça Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in âline salât eyle.
4
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مَا دَارَتِ الأَفْلَاكُ، وَدَجَتِ الأَحْلَاكُ، وَسَبَّحَتِ الأَمْلَاكُ.
Allahım! Âlemler döndükçe, gece karanlıkları yayıldıkça, melekler tesbîh ettikçe, efendimiz Muhammed'e ve onun âline salât eyle.
5
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ فِي العَالَمِينَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ.
Allahım, Efendimiz İbrâhîm'e salât ettiğin gibi efendimiz Muhammed'e ve onun âline de salât eyle. Efendimiz İbrâhîm'e âlemlerde bereket ihsân ettiğin (onu mübarek kıldığın) gibi Efendimiz Muhammed'e ve onun âline de bereket ihsân eyle. Şüphesiz sen methedilmeye layık olan, azâmet ve şeref sâhibisin.
6
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مَا طَلَعَتِ الشَّمْسُ، وَمَا صُلِّيَتِ الخَمْسُ، وَمَا تَأَلَّقَ بَرْقٌ، وَتَدَفَّقَ وَدْقٌ، وَمَا سَبَّحَ رَعْدٌ.
Allahım, Güneş doğduğu, beş vakit namaz kılındığı, şimşek çaktığı, bardaktan boşanırcasına yağmurlar yağdığı ve gök gürültüsü tesbîh ettiği müddetçe Efendimiz Muhammed'e ve onun âline salât eyle.
7
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مِلْءَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا، وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ.
Allahım, yeryüzü ve gökyüzü dolusunca, her ikisi arasında bulunan şeyler ve dilediğin şeyler dolusunca efendimiz Muhammed'e ve onun âl-i'ne salât eyle.
8
اللَّهُمَّ كَمَا قَامَ بِأَعْبَاءِ الرِّسَالَةِ، وَاسْتَنْقَذَ الخَلْقَ مِنَ الجَهَالَةِ، وَجَاهَدَ أَهْلَ الكُفْرِ وَالضَّلَالَةِ، وَدَعَا إِلَى تَوْحِيدِكَ، وَقَاسَى الشَّدَائِدَ فِي إِرْشَادِ عَبِيدِكَ، فَأَعْطِهِ اللَّهُمَّ سُوْلَهُ، وَبَلِّغْهُ مَأْمُولَهُ، وَآتِهِ الفَضِيلَةَ وَالوَسِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ، وَابْعَثْهُ المَقَامَ المَحْمُودَ الَّذِي وَعَدْتَهُ، إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ المِيعَادَ.
Allahım, Risâlet yükünü üzerine aldığı, insanları cehâletten kurtardığı, küfür, dalâlet ve sapıklık ehliyle cihâd ettiği, seni tek ilâh kabûl etmeye dâvet ettiği, kullarını irşâd ederken zahmet ve sıkıntılara tahammül ettiği için Efendimiz Muhammed'e dilediğini ver, Onu isteklerine ulaştır, ona cennetteki Vesîle Makâmı'nı, fazîlet ve yüksek dereceyi, vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûd'u ihsân eyle. Şüphesiz ki sen vaadinden asla dönmezsin.
9
اللَّهُمَّ وَاجْعَلْنَا مِنَ المُتَّبِعِينَ لِشَرِيعَتِهِ، وَالمُتَّصِفِينَ بِمَحَبَّتِهِ، المُهْتَدِينَ بِهَدْيِهِ وَسِيرَتِهِ، وَتَوَفَّنَا عَلَى سُنَّتِهِ، وَلا تَحْرِمْنَا فَضْلَ شَفَاعَتِهِ، وَاحْشُرْنَا فِي أَتْبَاعِهِ الغُرِّ المُحَجَّلِينَ، وَأَشْيَاعِهِ السَّابِقِينَ، وَأَصْحَابِ اليَمِينِ، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
Allahım! Bizi Onun şeriatına tâbi olanlardan, onun muhabbetiyle bezenenlerden, onun rehberliği ve örnek yaşantısıyla (sîretiyle) hidayete erenlerden eyle. Ruhumuzu onun sünneti üzere kabzet ve bizi onun şefaatinin lütfundan mahrum bırakma. Bizi onun (abdest nurlarıyla parlayan) yüzü ak tâbileri, önde giden (sâbikûn) cemaati ve ashab-ı yemin (amel defteri sağdan verilen bahtiyarlar) ile beraber haşreyle; ey merhametlilerin en merhametlisi!
10
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَلَائِكَتِكَ وَالمُقَرَّبِينَ، وَعَلَى أَنْبِيَائِكَ وَالمُرْسَلِينَ، وَعَلَى أَهْلِ طَاعَتِكَ أَجْمَعِينَ، وَاجْعَلْنَا بِالصَّلَاةِ عَلَيْهِمْ مِنَ المَرْحُومِينَ.
Allahım, mukarrebûn makâmındaki meleklerine, nebîlerine, resullerine, bütün ibâdet ve tâat ehline salât eyle. Bizi de kendilerine okuduğumuz salât sebebiyle rahmet edilenlerden eyle.
11
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ المَبْعُوثِ مِنْ تِهَامَةَ، وَالآمِرِ بِالْمَعْرُوفِ وَالاسْتِقَامَةِ، وَالشَّفِيعِ لِأَهْلِ الذُّنُوبِ فِي عَرَصَاتِ القِيَامَةِ.
Allahım! Tihâme'den (Mekke ve çevresinden) peygamber olarak gönderilen, iyiliği ve dosdoğru olmayı (istikameti) emreden ve kıyamet meydanlarında günahkârlara şefaat edecek olan Efendimiz Muhammed'e salât eyle.
12
اللَّهُمَّ أَبْلِغْ عَنَّا نَبِيَّنَا وَشَفِيعَنَا وَحَبِيبَنَا أَفْضَلَ الصَّلَاةِ وَالتَّسْلِيمِ، وَابْعَثْهُ المَقَامَ المَحْمُودَ الكَرِيمَ، وَآتِهِ الفَضِيلَةَ وَالوَسِيلَةَ، وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ الَّتِي وَعَدْتَهُ فِي المَوْقِفِ العَظِيمِ، وَصَلِّ اللَّهُمَّ عَلَيهِ صَلَاةً دَائِمَةً مُتَّصِلَةً تَتَوَالَى وَتَدُومُ.
Allahım! Bizden peygamberimize, şefaatçimize ve sevgilimize en üstün salât ve selâmı ulaştır. Onu, o yüce ve övülmüş makama (Makam-ı Mahmud'a) ulaştır; ona fazileti, vesileyi (cennetteki en yüksek dereceyi) ve o büyük duruşma gününde (kıyamette) kendisine vaat ettiğin o yüce dereceyi ihsan eyle. Allahım! Ona peş peşe gelen, kesintisiz ve sonsuza dek sürecek daimî bir salât ile salât eyle.
13
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ مَا لَاحَ بَارِقٌ، وَذَرَّ شَارِقٌ، وَوَقَبَ غَاسِقٌ، وَانْهَمَرَ وَادِقٌ. وَصَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ مِلْءَ اللُّوحِ وَالفَضَاءِ، وَمِثْلَ نُجُومِ السَّمَاءِ، وَعَدَدَ القَطْرِ وَالحَصَى، وَصَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ صَلَاةً لَا تُعَدُّ وَلَا تُحْصَى.
Allahım! Şimşekler çaktıkça, güneş doğup etrafı aydınlattıkça, gecenin karanlığı çöktükçe ve yağmurlar sağanak sağanak yağdıkça ona ve âline salât eyle. Ona ve âline; Levh'in ve fezanın (uzayın) dolusunca, gökyüzündeki yıldızların mislince, yağmur damlalarının ve çakıl taşlarının adedince salât eyle. Ona ve âline, sayılamayacak ve hesaba gelmeyecek kadar sonsuz bir salât eyle.
14
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ زِنَةَ عَرْشِكَ، وَمَبْلَغَ رِضَاكَ، وَمِدَادَ كَلِمَاتِكَ، وَمُنْتَهَى رَحْمَتِكَ.
Allahım! Ona arşının ağırlığınca, rızana ulaşıncaya kadar, kelimelerinin mürekkebi kadar ve rahmetinin sonsuzluğunca salât eyle.
15
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، وَبَارِكْ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ، كَمَا صَلَّيْتَ وَبَارَكْتَ عَلَى سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ، وَجَازِهِ عَنَّا أَفْضَلَ مَا جَازَيْتَ نَبِيًّا عَنْ أُمَّتِهِ، وَاجْعَلْنَا مِنَ المُهْتَدِينَ بِمِنْهَاجِ شَرِيعَتِهِ، وَاهْدِنَا بِهَدْيِهِ، وَتَوَفَّنَا عَلَى مِلَّتِهِ، وَاحْشُرْنَا يَوْمَ الفَزَعِ الأَكْبَرِ مِنَ الآمِنِينَ فِي زُمْرَتِهِ، وَأَمِتْنَا عَلَى حُبِّهِ وَحُبِّ آلِهِ وَأَصْحَابِهِ وَذُرِّيَّتِهِ.
Allahım! Tıpkı Efendimiz İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât ve bereket ihsan ettiğin gibi; ona, âline, eşlerine ve zürriyetine de salât ve bereket ihsan eyle. Şüphesiz sen her türlü övgüye layık olan Hamîd ve şanı yüce olan Mecîd'sin. Bir peygamberi ümmeti adına mükâfatlandırdığın en üstün mükâfatla onu da bizim adımıza ödüllendir. Bizi onun şeriatının aydınlık yoluyla hidayete erenlerden eyle, onun rehberliğiyle bizi hidayete erdir, onun dini üzere bizi vefat ettir ve o büyük dehşet gününde bizi onun zümresindeki güvende olanlarla haşreyle; bizi onun ve âlinin ve ashabının ve zürriyetinin sevgisi üzere öldür.
16
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ أَفْضَلِ أَنْبِيَائِكَ، وَأَكْرَمِ أَصْفِيَائِكَ، وَإِمَامِ أَوْلِيَائِكَ، وَخَاتَمِ أَنْبِيَائِكَ، وَحَبِيبِ رَبِّ العَالَمِينَ، وَشَهِيدِ المُرْسَلِينَ، وَشَفِيعِ المُذْنِبِينَ، وَسَيِّدِ وَلَدِ آدَمَ أَجْمَعِينَ، المَرْفُوعِ الذِّكْرِ فِي المَلَائِكَةِ المُقَرَّبِينَ، البَشِيرِ النَّذِيرِ، السِّرَاجِ المُنِيرِ، الصَّادِقِ الأَمِينِ، الحَقِّ المُبِينِ، الرَّؤُوفِ الرَّحِيمِ، الهَادِي إِلَى الصِّرَاطِ المُسْتَقِيمِ، الَّذِي آتَيْتَهُ سَبْعًا مِنَ المَثَانِي وَالقُرْآنَ العَظِيمَ، نَبِيِّ الرَّحْمَةِ، وَهَادِي الأُمَّةِ، أَوَّلِ مَنْ تَنْشَقُّ عَنْهُ الأَرْضُ وَيَدْخُلُ الجَنَّةَ، المُؤَيَّدِ بِسَيِّدِنَا جِبْرِيلَ وَسَيِّدِنَا مِيكَائِيلَ، المُبَشَّرِ بِهِ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ، المُصْطَفَى المُجْتَبَى، المُنْتَخَبِ أَبِي القَاسِمِ، سَيِّدِنَا مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ المُطَّلِبِ بْنِ هَاشِمٍ.
Allahım! Peygamberlerinin en faziletlisi, seçkin kullarının en şereflisi, dostlarının (evliyanın) önderi, peygamberlerin sonuncusu, Âlemlerin Rabbinin sevgilisi, peygamberlerin şahidi, günahkârların şefaatçisi ve bütün Âdemoğullarının efendisi olan; mukarreb (sana en yakın) melekler katında şanı yüceltilen, müjdeleyici ve uyarıcı, nur saçan kandil, doğru ve güvenilir, apaçık hak, çok şefkatli ve merhametli, dosdoğru yola hidayet eden; kendisine seb'ul-mesânîyi (Fatiha suresini) ve yüce Kur'an'ı verdiğin; rahmet peygamberi, ümmetin hidayetçisi, yerin ilk yarılıp üzerinden kalkacağı ve cennete ilk girecek olan; Efendimiz Cebrail ve Efendimiz Mikail ile desteklenen; Tevrat ve İncil'de müjdelenen; seçilmiş Mustafa ve Mücteba; Abdullah oğlu, Abdülmuttalib oğlu, Haşim oğlu Efendimiz Muhammed Ebu'l-Kasım'a salât eyle.
17
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَلَائِكَتِكَ وَالمُقَرَّبِينَ، الَّذِينَ ﴿ يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ﴾ ، ﴿ لَّا يَعْصُونَ اللَّهَ مَآ أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ﴾.
Allahım, Gece ve gündüz hiç gevşeklik göstermeden Allâh'ı tesbîh eden, Allâh'ın kendilerine emrettiği husûslarda hiç isyân etmeyen, emrolundukları her şeyi yerine getiren, mukarrebûn makâmındaki meleklere ve bütün meleklerine salât eyle.
18
اللَّهُمَّ وَكَمَا اصْطَفَيْتَهُمْ سُفَرَاءَ إِلَى رُسُلِكَ، وَأُمَنَاءَ عَلَى وَحْيِكَ، وَشُهَدَاءَ عَلَى خَلْقِكَ، وَخَرَقْتَ لَهُمْ كُنُفَ حُجُبِكَ، وَأَطْلَعْتَهُمْ عَلَى مَكْنُونِ غَيْبِكَ، وَاخْتَرْتَ مِنْهُمْ خَزَنَةً لِجَنَّتِكَ، وَحَمَلَةً لِعَرْشِكَ، وَجَعَلْتَهُمْ مِنْ أَكْثَرِ جُنُودِكَ، وَفَضَّلْتَهُمْ عَلَى الوَرَى، وَأَسْكَنْتَهُمُ السَّمَاوَاتِ العُلَى، وَنَزَّهْتَهُمْ عَنِ المَعَاصِي وَالدَّنَاءَاتِ، وَقَدَّسْتَهُمْ عَنِ النَّقَائِصِ وَالآفَاتِ، فَصَلِّ عَلَيْهِمْ صَلَاةً دَائِمَةً تَزِيدُهُمْ بِهَا فَضْلًا، وَتَجْعَلُنَا لِاسْتِغْفَارِهِمْ بِهَا أَهْلًا.
Allahım! (Melekleri) peygamberlerine elçi, vahyine güvenilir muhafız, mahlukatına şahit olarak seçtiğin; onlara gaybının perdelerini aralayıp gizli sırlarına vakıf kıldığın; onların arasından cennetine bekçiler ve arşını taşıyanlar seçtiğin; onları ordularının en kalabalığı kıldığın, yaratılmışlara üstün tuttuğun ve yüce göklerde iskan ettirdiğin; onları günahlardan, aşağılıklardan, kusurlardan ve âfetlerden münezzeh ve mukaddes kıldığın gibi, onlara fazlını artıracak ve bizi de onların istiğfarına layık kılacak daimî bir salât ile salât eyle.
19
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى جَمِيعِ أَنْبِيَائِكَ وَرُسُلِكَ الَّذِينَ شَرَحْتَ صُدُورَهُمْ، وَأَوْدَعْتَهُمْ حِكْمَتَكَ، وَطَوَّقْتَهُمْ نُبُوَّتَكَ، وَأَنْزَلْتَ عَلَيْهِمْ كُتُبَكَ، وَهَدَيْتَ بِهِمْ خَلْقَكَ، وَدَعَوا إِلَى تَوْحِيدِكَ، وَشَوَّقُوا إِلَى وَعْدِكَ، وَخَوَّفُوا مِنْ وَعِيدِكَ، وَأَرْشَدُوا إِلَى سَبِيلِكَ، وَقَامُوا بِحُجَّتِكَ وَدَلِيلِكَ، وَسَلِّمِ اللَّهُمَّ عَلَيْهِمْ تَسْلِيمًا، وَهَبْ لَنَا بِالصَّلَاةِ عَلَيْهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا.
Allahım! Göğüslerini genişletip ferahlattığın, hikmetini emanet ettiğin, peygamberlik nişanını boyunlarına taktığın, üzerlerine kitaplarını indirdiğin, mahlukatını onlarla hidayete erdirdiğin bütün peygamberlerine ve resullerine salât eyle. Onlar ki senin birliğine (tevhide) davet ettiler, senin vaadine (cennetine) teşvik ettiler, senin azabından sakındırdılar, senin yoluna irşad ettiler ve senin hüccetini ve delilini ikame ettiler. Allahım! Onlara tam bir selâm ile selâm eyle ve onlara okuduğumuz salât vesilesiyle bize büyük bir ecir bağışla.
20
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَاةً دَائِمَةً مَقْبُولَةً تُؤَدِّي بِهَا عَنَّا حَقَّهُ العَظِيمَ.
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve Efendimiz Muhammed'in âline; onun bizim üzerimizdeki o büyük hakkını bizim adımıza ödemiş olacağın, daimî ve makbul bir salât ile salât eyle.
21
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَاحِبِ الحُسْنِ وَالجَمَالِ، وَالبَهْجَةِ وَالكَمَالِ، وَالبَهَاءِ وَالنُّورِ، وَالوِلْدَانِ وَالحُورِ، وَالغُرَفِ وَالقُصُورِ، وَاللِّسَانِ الشَّكُورِ، وَالقَلْبِ المَشْكُورِ، وَالعَلَمِ المَشْهُورِ، وَالجَيْشِ المَنْصُورِ، وَالبَنِينَ وَالبَنَاتِ، وَالأَزْوَاجِ الطَّاهِرَاتِ، وَالعُلُوِّ عَلَى الدَّرَجَاتِ، وَالزَّمْزَمِ وَالمَقَامِ، وَالمَشْعَرِ الحَرَامِ، وَاجْتِنَابِ الآثَامِ، وَتَرْبِيَةِ الأَيْتَامِ، وَالحَجِّ وَتِلَاوَةِ القُرْآنِ، وَتَسْبِيحِ الرَّحْمَـٰنِ، وَصِيَامِ رَمَضَانَ، وَاللِّوَاءِ المَعْقُودِ، وَالكَرَمِ وَالجُودِ، وَالوَفَاءِ بِالْعُهُودِ، صَاحِبِ الرَّغْبَةِ وَالتَّرغِيبِ، وَالبَغْلَةِ وَالنَّجِيبِ، وَالحَوْضِ وَالقَضِيبِ، النَّبِيِّ الأَوَّابِ، النَّاطِقِ بِالصَّوَابِ، المَنْعُوتِ فِي الكِتَابِ، النَّبِيِّ عَبْدِ اللَّهِ، النَّبِيِّ كَنْزِ اللَّهِ، النَّبِيِّ حُجَّةِ اللَّهِ، النَّبِيِّ مَنْ أَطَاعَهُ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ عَصَاهُ فَقَدْ عَصَى اللَّهَ، النَّبِيِّ العَرَبِيِّ، القُرَشِيِّ الزَّمْزَمِيِّ، المَكِّيِّ التِّهَامِيِّ، صَاحِبِ الوَجْهِ الجَمِيلِ، وَالطَّرْفِ الكَحِيلِ، وَالخَدِّ الأَسِيلِ، وَالكَوْثَرِ وَالسَّلْسَبِيلِ، قَاهِرِ المُضَادِّينَ، مُبِيدِ الكَافِرِينَ، وَقَاتِلِ المُشْرِكِينَ، قَائِدِ الغُرِّ المُحَجَّلِينَ، إِلَى جَنَّاتِ النَّعِيمِ، وَجِوَارِ الكَرِيمِ، صَاحِبِ سَيِّدِنَا جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ، وَرَسُولِ رَبِّ العَالَمِينَ، وَشَفِيعِ المُذْنِبِينَ، وَغَايَةِ الغَمَامِ، وَمِصْبَاحِ الظَّلَامِ، وَقَمَرِ التَّمَامِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ المُصْطَفَينَ مِنْ أَطْهَرِ جِبِلَّةٍ، صَلَاةً دَائِمَةً عَلَي الأَبَدِ غَيْرَ مُضْمَحِلَّةٍ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ صَلَاةً يَتَجَدَّدُ بِهَا حُبُورُهُ، وَيُشَرَّفُ بِهَا فِي المِيعَادِ بَعْثُهُ وَنُشُورُهُ، فَصَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ الأَنْجُمِ الطَّوَالِعِ، صَلَاةً تَجُودُ عَلَيْهِمْ أَجْوَدَ الغُيُوثِ الهَوَامِعِ، أَرْسَلَهُ مِنْ أَرْجَحِ العَرَبِ مِيزَانًا، وَأَوْضَحِهَا بَيَانًا، وَأَفْصَحِهَا لِسَانًا، وَأَشْمَخِهَا إِيمَانًا، وَأَعْلَاهَا مَقَامًا، وَأَحْلَاهَا كَلَامًا، وَأَوْفَاهَا ذِمَامًا، وَأَصْفَاهَا رَغَامًا، فَأَوْضَحَ الطَّرِيقَةَ، وَنَصَحَ الخَلِيقَةَ، وَشَهَرَ الإِسْلَامَ، وَكَسَرَ الأَصْنَامَ، وَأَظْهَرَ الأَحْكَامَ، وَحَظَرَ الحَرَامَ، وَعَمَّ بِالإِنْعَامِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ فِي كُلِّ مَحْفِلٍ وَمَقَامٍ، أَفْضَلَ الصَّلَاةِ وَالسَّلَامِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ عَوْدًا وَبَدْءًا، صَلَاةً تَكُونُ ذَخِيرَةً وَوِرْدًا، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ صَلَاةً تَامَّةً زَاكِيَةً، وَصَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ صَلَاةً يَتْبَعُهَا رَوْحٌ وَرَيْحَانٌ، وَيَعْقُبُهَا مَغْفِرَةٌ وَرِضْوَانٌ، وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى أَفْضَلِ مَنْ طَابَ مِنْهُ النِّجَارُ، وَسَمَا بِهِ الفَخَارُ، وَاسْتَنَارَتْ بِنُورِ جَبِينِهِ الأَقْمَارُ، وَتَضَاءَلَتْ عِنْدَ جُودِ يَمِينِهِ الغَمَائِمُ وَالبِحَارُ، سَيِّدِنَا وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي بِبَاهِرِ آيَاتِهِ أَضَاءَتِ الأَنْجَادُ وَالأَغْوَارُ، وَبِمُعْجِزَاتِ آيَاتِهِ نَطَقَ الكِتَابُ وَتَوَاتَرَتِ الأَخْبَارُ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ الَّذِينَ هَاجَرُوا لِنُصْرَتِهِ، وَنَصَرُوهُ فِي هِجْرَتِهِ، فَنِعْمَ المُهَاجِرُونَ وَنِعْمَ الأَنْصَارُ، صَلَاةً نَامِيَةً دَائِمَةً مَا سَجَعَتْ فِي أَيْكِهَا الأَطْيَارُ، وَهَمَعَتْ بِوَبْلِهَا الدِّيمَةُ المِدْرَارُ، ضَاعَفَ اللَّهُ عَلَيْهِ دَائِمَ صَلَوَاتِهِ.
Allahım! Güzellik ve cemal, sevinç ve kemal, parlaklık ve nur, (cennetteki) vildan ve huriler, köşkler ve saraylar, çok şükreden bir dil ve şükre layık bir kalp, meşhur sancak (Livaü'l-Hamd) ve muzaffer ordu sahibi; oğulların ve kızların, tertemiz zevcelerin, yüce derecelerin, Zemzem'in ve Makam'ın (Makam-ı İbrahim'in), Meş'ar-i Haram'ın sahibi; günahlardan kaçınan, yetimleri terbiye edip büyüten, hacceden, Kur'an okuyan, Rahman'ı tesbih eden, Ramazan orucunu tutan, birleştirilip bağlanmış sancağın, kerem ve cömertliğin, ahde vefanın; özlem ve teşvîkin, katırın ve necîb devenin, havuzun ve asânın sahibi; Allah'a çokça yönelen (evvâb) peygamber, daima doğruyu konuşan peygamber, Kitap'ta (Kur'an'da) vasıflandırılan peygamber, Allah'ın kulu olan peygamber, Allah'ın hazinesi olan peygamber, Allah'ın hücceti (delili) olan peygamber; kendisine itaat edenin Allah'a itaat etmiş, kendisine isyan edenin Allah'a isyan etmiş olduğu peygamber; Arabî, Kureyşî, Zemzemî, Mekkî, Tihâmî peygamber; güzel yüzün, sürme gözün, yuvarlak yanağın, kevser ve selsebîlin sahibi; karşı çıkanları mağlup eden, kâfirleri helak eden, müşrikleri öldüren; yüzü ak ve parlayan kimseleri Naîm cennetlerine ve o keremli komşuluğa götüren rehber; Efendimiz Cebrail'in (aleyhisselam) arkadaşı, âlemlerin Rabbinin rasulü, günahkârların şefaatçisi, bulutun gideceği son nokta, karanlığın kandili, dolunay olan; Allah ona ve en temiz fıtrattan seçilmiş âline ebediyete kadar asla yok olmayacak daimî bir salât ile salât eylesin; Allah ona ve âline, sevinç ve sürurunu yenileyecek, vaat edilen günde dirilişini ve haşrını şereflendirecek bir salât ile salât eylesin; Allah ona ve doğan yıldızlar mesabesindeki âline, coşkun yağmurların cömertçe yağması gibi bol bir salât ile salât eylesin; Allah onu Arapların en üstünü, en açıkı, en fasihi, en yücesi, en alîsi, en tatlısı, en sadığı ve en safı olarak gönderdi; o hidayet yolunu açıkladı, mahlukata nasihat etti, İslam'ı ilan edip yaydı, putları kırdı, hükümleri ortaya koydu, haramı yasakladı ve nimetleri herkese yaydı; Allah ona ve âline her mecliste ve her makamda en üstün salât ve selâm ile salât eylesin; Allah, ona ve âline ahirette azık ve dünyada vird olacak sürekli bir salât ile salât eylesin; Allah ona ve âline eksiksiz, tertemiz bir salât ile salât eylesin; Allah ona ve âline peşinden rahmet ve huzurun, ardından mağfiret ve rızanın geleceği bir salât ile salât eylesin; Allah; soyu en temiz, alnının nuruyla dolunayların aydınlandığı, cömertliği karşısında bulutların ve denizlerin küçük kaldığı, ayetleriyle dağları ve ovaları aydınlatan, mucizeleriyle Kitab'ın konuştuğu Efendimiz Muhammed'e salât eylesin; Allah, ona, hicret eden ve yardım eden âline ve ashabına salât eylesin — ne güzel muhacirler ve ne güzel ensarlardır! Allah, kuşlar şakıdıkça ve coşkun yağmurlar yağdıkça artan daimî bir salât ile salât eylesin; Allah, onun üzerine olan daimî salâtlarını kat kat artırsın.
22
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ الطَّيِّبِينَ الكِرَامِ، صَلَاةً مَوْصُولَةً دَائِمَةَ الاتِّصَالِ بِدَوَامِ ذِي الجَلَالِ وَالإِكْرَامِ.
Allahım! Efendimiz Muhammed'e ve onun tertemiz, kerem sahibi âline; Celâl ve İkram sahibi olan Zât'ının (kendi varlığının) devamlılığıyla kaim, kesintisiz ve daimî bir salât ile salât eyle.
23
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي هُوَ قُطْبُ الجَلَالَةِ، وَشَمْسُ النُّبُوَّةِ وَالرِّسَالَةِ، وَالهَادِي مِنَ الضَّلَالَةِ، وَالمُنْقِذُ مِنَ الجَهَالَةِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَاةً دَائِمَةَ الاتِّصَالِ وَالتَّوَالِي، مُتَعَاقِبَةً بِتَعَاقُبِ الأَيَّامِ وَاللَّيَالِي.
Allahım! Celâlin kutbu, nübüvvet ve risaletin (peygamberliğin ve elçiliğin) güneşi, sapkınlıktan hidayete çıkaran ve cehaletten kurtaran Efendimiz Muhammed'e salât eyle. Allah ona, gece ve gündüzün birbirini izlemesi gibi peş peşe gelen, kesintisiz ve daimî bir salât ile salât ve selâm eylesin.